Murat Güzel
mmguzel@memleket.com.trSohbet kültürü kaybolacak mı?
2006-07-06 17:40:56
1980’lerin başlarından 90’lara dek Çıkrıkçılar İçi’nde meşe kömürüyle çay yapan Ateş Çayocağı’nın Konyalı aydınların, akademisyenlerin, üniversite öğrencilerinin buluşma mekanları arasında önemli bir yeri vardır. Defalarca yer değiştirmesine karşın eski tiryakilerini kendine çekmeyi sürdüren çay ocağı artık yok. Onun yerini Zafer Buluş, Buhar, Nasip, Erciyes, Akdeniz, Karadeniz gibi esnaf çay ocakları aldı. Genellikle Konyalı işsizlerin, öğrencilerin, boş vakti çok olanların, boş gezenin boş kalfalarının ya da Konya’da iş kovalayan Kayserili, Aksaraylı, Niğdeli yapı ustalarının, müteahhitlerin takıldığı bu tür esnaf çay ocaklarına Konyalı okumuşların pek rağbet etmediği de söylenebilir.
Sonuçta Konyalı okumuşlar, edebiyatçılar oturup sohbet edecekleri, dertleşecekleri, fikir teatisinde bulunacakları mekânları kitapçılar olarak kendiliğinden seçmek zorunda kaldılar uzun süre. Abdullah Harmancı, Akif Kuruçay’larla sözgelimi ben kitapçılar sayesinde tanıştım. Enes Kitap Sarayı’nın, Çizgi Kitabevi’nin, Kitap Dünyası’nın bu anlamda Konya kültüründe önemli mekânlar olduğunu düşünüyorum.
Şimdilerde Çizgi Kitabevi’nin ve Çizgi Kitabevi Yayınları’nın sahibi Uluırmaklı Ömer Arlı sadece yayıncılık yapmak amacıyla kitabevini tasfiyeye yönelik çeşitli çalışmalar içinde. Yüzde elli indirimle Çizgi’den kitap alabiliyorsunuz. Okurların bu kampanyaya rağbet gösterdiğini ise aradığınız kitapları bulamayışınızdan anlayabilirsiniz.
Gelmek istediğim konu buna rağmen biraz farklı: Kitabevleri haricinde son yıllarda Konya’da ihtiyaç duyulan kültürel mekân ve etkinlik sayısında gözle görülür bir artış var. Önceden kitapçılarda buluşup sohbet eden edebiyatçı, akademisyen, yazar, çizer, kültür adamı ve aydınların artık rahatlıkla çaylarını yudumlayabilecekleri, sohbet edebilecekleri, yeni sohbet arkadaşları edinebilecekleri mekânların sayısı çoğalıyor. Nun Kitap-Kafe ve Enes Kitap-Kafe bunlardan ikisi. Nun Kitap-Kafe’yi biri SÜ Tarih mezunu, diğeri SÜ Fizik’te öğrenci iki arkadaş ideallerine uygun bir tarzda Konya kültür dünyasına kazandırmışlar. Nihat Genç ve Hakan Albayrak, Eğitim Bir-Sen Konya Şubesi’nin düzenlediği etkinlik kapsamında konferansa geldiklerinde gitmek nasip oldu bu kafeye. Ortamın sıcaklığını hemen hissediyorsunuz. Ahmet’in getirdiği çayı yudumlarken raflardaki kitaplardan birine uzanıp okumaya da başlayabilirsiniz bir anda. Kitabı yıpratmadıkça kimse size bir şey demez.
Nun Kitap-Kafe, pek yakında şiir sohbetleri başlatacak. Ben bunu şimdiden duyurmuş, belki böyle bir etkinlik için Nun Kitap-Kafe yetkililerini icbar etmiş olayım. Çünkü projeler sözde kalmamalı.
Enes Kitap-Kafe ise bu anlamda Nun Kitap-Kafe’ye göre daha yeni ve daha, nasıl söyleyelim, resmi bir mekân. Geniş katılımlı kültürel etkinliklerin icrasına ise daha uygun. Yeni kurulan BİLKAD’ın Çarşamba Söyleşileri bu mekânda icra ediliyor sözgelimi. Her hafta üniversiteden iki akademisyenin uzmanı oldukları konularda karşılıklı yaptıkları ve katılımcıların sorularına da açık söyleşiler, hem format hem anlayış hem de verim bakımından kapalı kapılar ardında sürdürülen “beyin fırtınaları”nı aratmıyor.
Ayrıca Çınar Derneği’nin düzenleyeceği ve gazetemiz yazarı Kasım Yazıcı hocanın ön ayak olacağını bildiğimiz konferanslar dizisi de başlıyor. Takvimi henüz belli olmayan bu etkinlikler dizisini de yeri geldikçe size duyurmaya çalışacağım.
Şimdi gelelim Konya kültürüne muazzam katkılar yapan TYB Konya Şubesi ile Konya Aydınlar Ocağı’nın programlarına. Her ne kadar TYB Konya Şubesi Başkanı Ahmet Köseoğlu, farklı kanallardan bana sitem ve tarizlerini iletse de, TYB’nin etkinliklerini en fazla önemseyen kişilerden biri olduğum hususu açıktır. Bu Cumartesi Hadimli Sinema Yönetmeni Nurettin Özel’in “Beyaz Perdenin Büyüsü” başlıklı söyleşisini kaçırmayın derim.
Konya Aydınlar Ocağı’nın mutad Sille Salı Sohbetleri’ne katılamıyorum. Sebebi, programların düzenlenme biçimi ve içeriğinden çok, Sille’den Şeyh Şamil’e dönüş yolunun benim gibi “arabasız” biri için epey uzun ve zahmetli oluşu.
Fakat bu sohbetlere katılmamanın önemli bir eksiklik olduğunu da biliyorum. Eğer imkânınız ve değerli vaktiniz varsa bence bu sohbetlere katılın. En azından benim gibi katılamayanlara anlatabileceğiniz, onları da faydalandırabileceğiniz değerli bilgilere ulaşırsınız.
Bütün bu mekan ve etkinliklere bakınca Konya’nın geleneksel sohbet kültürünün gelecek kuşaklara da aktarılacağına olan inancım kuvvetleniyor. Bize tevarüs etmiş “söz”ü bizden sonrakilere devredebilmenin en ucuz ve kolay yolu budur kanaatimce.
Hem hiç olmazsa, gerçek “üniversite”nin ne olduğunu da anlamış oluruz. İlim ve irfanın sadece sözde bilimsel çalışmalarla edinilemeyeceğini, bu alanın, uzmanlık gerektiren hususlar hariç, bütün kamuya açık olduğunu da öğrenecek bazılarımız.
Fransız aydınlanmasının les philosophès’unun yetiştiği mekânların da bu tür yerler olduğunu kavrayacaklar. Paramiliter güçlerle değil, halkla, şehirlilerle bir arada duran aydınları niye daha çok sevdiğimiz de böylece ortaya çıkacak. Muhtemel bir Türk aydınlanmasının (geçmişte böyle bir aydınlanma yaşanmadı, Server Tanilli’ye inanmayın!) ana yatağını bu tür mekan ve etkinlikler gösterecek hepimize.